Faydalibilgiler.com   -   Anasayfan Yap   -   Favorilerine Ekle
Üye Girişi
ÜYE OL  /  Şifremi Unuttum
Anasayfa
Makale Ekle
Faydalı bilgiler sitesine üye olmak ve bilgini paylaşmak istiyorsan hemen üye ol!
Araba
Bilgisayar
Bilim ve Teknik
Eğlence
Elektronik
Ev Bahçe
Finans
Hobi
İletişim
Kadın
Kim Kimdir
Kültür ve Sanat
Müzik
Sağlık
Seyahat
Yaşam
Yiyecek İçecek
Makale Sayısı :990
Gezinti Bağlantılarını AtlaFaydalı Bilgiler - Kültür ve Sanat - Tarih - 31 Mart Vakası
Son Eklenenler En Çok Okunanlar Yüksek Puanlılar Rastgele Seçilenler
  Ceza sahası
  Kaleci
  Büyük birlik partisi - bbp
  Muhsin yazıcıoğlu
  Hesap makinesi

Tarih

Tarih, toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyetleri, kendi iç sorunlarını inceleyen bilim.Tarih tekrarlanamadığı için deney ve gözlem yöntemi kullanılamaz.

31 Mart Vakası

      Bu Makale Henüz Oylanmadı
31 Mart Vakası Meşrutiyet´in muhafazası için Selanik´ten Selanik (???????????-Thessaloniki) Yunanistan´ın ikinci büyük şehri ve Yunan Makedonya bölgesinin en büyük ve başşehridir. Türkiye´de Selânik olarak bilinir. İstanbul´a getirilen Avcı taburlarının İstanbul, Marmara Bölgesi´nde il ve Türkiye´nin en büyük kenti. Tarih boyunca çeşitli imparatorluklara başkentlik yapan, 133 milyar dolarlık yıllık üretimiyle Dünyada 34. sırada yer alır. Türkiye´nin kültür ve finans merkezidir. İstanbul, 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır. Marmara kıyısı ve İstanbul Boğazı (Boğaziçi) boyunca, Haliç´i de çevreleyecek şekilde Türkiye´nin kuzeybatısında kurulmuştur. 13 Nisan 13 Nisan Gregorian Takvimine göre yılın 103. günüdür. Sonraki sene için 262 gün var (Artık yıllarda 263) 1909´da çıkardığı isyandır. Rumi takvimle 31 Mart 1325´te (Bugün kullanılan Miladi Takvime göre 13 Nisan günü) çıktığı için Otuzbir Mart Hadisesi denilmektedir. İsyanın sonucunda Sultan II. Abdülhamid tahttan indirilmiş ve meşrutiyet kaldırılmıştır. Bu vak´anın tertip edilişi, teşvik edicileri bu güne kadar kesin olarak ortaya konamamıştır. Ancak Sultan Ikinci Abdülhamîd´in hiçbir ilgisi olmadığı kesindir. Bununla beraber Otuzbir Mart Vak´asının genel sebepleri tarihçiler tarafından söyle sıralanmaktadır: 1. Mesrutiyetin ilanından o güne kadar geçen zamanda İttihat ve Terakki Cemiyetinin baskısı ile güvensiz, karışık bir durumun ortaya çıkması. 2. Rum, Ermeni vb. gibi topluluklarin istiklal kazanip, milli devletlerini kurmak için büyük engel olarak gördükleri Sultan Abdülhamîd Handan kurtulmak istemeleri. 3. 5 Ekim´de Ferdinand´in Bulgaristan´da istiklalini îlan etmesi. Bir gün sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun Bosna ve Hersek eyaletlerini ilhak etmesi. Girit halkinin Yunanistan´a bağlandıklarını bildirmesi. Adakale´nin Avusturya askerleri tarafindan işgal edilmesi, Hükûmetin ve onu tesir altinda tutan Ittihat ve Terakkînin bu hadiseler karsisinda aciz kalip, bir sey yapamamasi. 4. İkinci ordu subaylarının askerlerin ibadet yapmalarina, talim ve egitimi ileri sürerek mani olmaları. 5. İttihat ve Terakki Cemiyetinin İstanbul´da tertip ettigi siyasî cinayetler sonucunda hükümetin katilleri yakalamada aciz kalması. 6. Hükümetlerin istifasi ile siyasî buhranin devam etmesi. İttihat ve Terakki Cemiyeti´nin hükümete müdahale etmesi. 7. Basından sansür kalkinca herkesin istedigini yazmaya baslayip karsilikli ithamlarin ileri boyutlara varmasi. Sultan Abdülhamîd Han zamaninda bulunmayan Dervis Vahdetî´nin çikardigi Volkan gazetesi gibi basin organlarinin halki tahrik etmesi. Azinlik gazetelerinin millî maksatlarini ortaya dökmesi. 8. İttihat ve Terakkînin baskisiyla ordu ve devlet idaresinde keyfî olarak yapilan tasfiye. 9. Vak´adan üç gün önce Ittihatçi zabitlerin askerlerine; "Hocalarla kat´iyyen görüsmeyeceksiniz! Askerlikte diyanet meselesi aranmaz!.. Padisah ve efrad-i ahali Ittihat Terakki Cemiyetinin elindedir!" telkinlerinde bulunmalari. 10. Ittihat ve Terakki ileri gelenlerinin mason olduklarinin halk arasinda yayilmasi. Tertip edilisi halen karanlik olan Otuzbir Mart Vak´asinin öncesindeki olaylarla vak´anin ortaya çikisi ve neticeleri de söyledir: Ittihat ve Terakki Partisi önderleri mesrutiyetin îlanindan sonra kurulan Said Pasa hükümetine istirak etmediler. Partili olan küçük rütbeli subaylar, genç ve tecrübesiz olduklari için hükümette vazife almaktan çekindiler. Tanin gazetesinde Hüseyin Cahid (Yalçin) sorumluluk altina girilmemesi gerektigini yazdi. Kabîneye girilmeyip iktidar Said Pasa hükümetine birakildi. Daha sonraki yillarda bu eksiklerini tamamlamak için Ittihatçilarin nazir yardimciliklarina getirilme çalismalari ortaya çikti. Böylece hem iktidari almiyorlar, hem de diledikleri gibi müdahale ediyorlardi. Selanik merkezî kismi Istanbul´a nakledildi. Hükümet ve devleti kontrol için Talat, Enver, Midhat, Sükrü, Hayri, Habib, Dr. Nazim, Bahaeddin Sakir ve Ismail Hakki beyler Istanbul´a gönderildiler. Mesrutiyeti îlan ettiren Ittihatçilarin mesrûtiyetten sonra idareyi bizzat ele almamalari ancak, hükümet islerine de sik sik müdahale etmeleri sebebiyle ülkede tedricen bir iktidar boslugu dogmaya basladi. Padisahin da devlet islerinden uzak tutulmasi, mesrûtiyetten sonra devletin otorite buhranina düsmesine yolaçti. Müesseselerde ortaya çikan basibosluk ve otoriter bir gücün mevcut olmayisi isyanlara müsait bir zemin dogurmaya basladi. 4 Agustosta nazir tayini meselesinde çikan bir ihtilaf neticesinde Said Pasa kabînesi istifa etti. Yerine Sultan Abdülhamîd Hanin; "O diktatör olmak ister." diye bahsettigi Kamil Pasa sadrazam oldu. Kamil Pasa, Nazim Pasayi Harbiye nazirligina getirdi. 24 eylülde Ittihat Terakkiye muhalif olarak kurulan Ahrar Firkasi, Türk siyasî tarihinin ikinci partisi oldu. Firkanin ileri gelenlerinden çogu Türk asilli olmayip kuruculari arasinda Celaleddin Ârif, Nihat Resad (Belger), Ismail Kemal, Ahmed Samim ve Prens Sabahaddin gibi sahsiyetler vardi. Bünyesinde mesrutiyet aleyhtari kimseleri ve daha sonra ikinci mesrûtiyet meclisinde yer alan Hiristiyan mebuslari topladi. Mesrûtiyetin îlanindan sonra toplanacak meclis için yapilacak seçimler, çesitli kesimlerin birbirlerini karsilikli suçlamalarina yolaçti. Seçim kampanyasinin Bosna-Hersek´te de yürütülmesini protesto eden Avusturya, 5 ekimde Bosna-Hersek´i isgal etti. Ayni gün Bulgaristan bagimsizligini, Girit de Yunanistan´a katildigini îlan etti. Ülkede seçimlerle beraber gelen karisikliklar ve disarida karsilasilan bu gibi felaketler, mesrûtiyete baglanan ümitleri söndürdü. Ittihat ve Terakkinin îtibari zayiflamaya baslayinca da güçlenen muhalefeti ezmek için düzenlenmis faili meçhul sûikastler ortaya çikti. 19 Ekimde Selanik´te Üçüncü Orduya bagli avci taburlari mesrûtiyetin muhafazasini ve sehrin güvenligini saglamak için Istanbul´a getirildi. Mesrûtiyetten sonra Ittihatçilarin baskisiyla orduda alayli subaylar ve memurlar arasinda yapilan tasfiyeler gayr-i memnunlarin sayisini arttirarak huzursuzluklari siddetlendirdi. Matbuattan sansür kaldirildigi için Serbestî, Mîzan, Tanin ve Volkan gibi gazetelerde alayli-mektepli subay ayrimina dair baslayan sert ve tahrikçi üsluptaki yazilar, subaylarin birbirleriyle ve erlerle arasinin giderek açilmasina sebep oldu. Volkan gazetesinde Dervis Vahdetî, Ittihatçi subaylarin erler arasinda dîne karsi takindiklari menfî tutumlari istismar ederek orduyu ve halki isyana tesvik ediyordu. 2 aralikta daha önce Manastir Postanesinden çikarken vurulan Semsi Pasanin akrabasi Ismail Mahir Pasa, Sultanahmed Meydaninda öldürüldü. Katil, kaçmayi basardi. Önceden beri devam etmekte olan bu gibi suikastler halkta Balkan komitaciligi usûlündeki cinayetlerin devam edecegine dair bir inanç uyandiriyordu. 17 Aralikta toplanan mecliste Ittihatçilar ekseriyeti sagladilar. Hükümet Avci taburlari ile hiç mesgul olmadigi gibi Istanbul´un inzibati avci taburu çavuslarinin emrine tabi kilindi. Bunlarin Istanbul´da eglence hayatina dalmalari yüzünden askerlikle alakalari kesilmeye basladi. Subaylarinin önemli bir kisminin da izne ayrilmasi ile iyice bassiz ve disiplinsiz kalan bu taburlar, içeriden ve disaridan tahrik edilmeye basladilar. Bu sirada Enver Bey Berlin´e, Ali Fuad Bey Viyana´ya, Fethi Bey Paris´e ve Hafiz Hakki Bey de Roma´ya atasemiliter olarak tayin edildiler. Harbiye Naziri NazimPasa da ordu içinde Ittihat ve Terakkiye karsi bir grup kurmaya çalisiyordu. Prens Sabahattin, Hukuk-i Beser gazetesinde yazdigi yazilarla padisah Abdülhamîd Hanin tahtta kalisina karsi çikip, Ittihatçilarin mesrûtiyetten sonra da gizliliklerini sürdürmelerine muhalefet ediyordu. Sadrazam KamilPasa da Ittihatçilarin baskisindan kurtulmak istiyordu. Avci taburlarini Yanya civarinda isyan eden Yunan çetelerine karsi göndermek istedi. Buna muhalefet eden Ittihat ve Terakki, meclisteki çogunluguna dayanarak giyabinda yapilan bir gensoru ile Kamil Pasayi düsürdü. Abdülhamîd Han meclisin kararina uyarak Kamil Pasanin istifasini kabul etti ve yerine Hüseyin Hilmi Pasayi 14 Ocakta sadrazamliga getirdi. Kamil Pasa bundan sonra muhalefetle isbirligi yapmaya basladi. 23 Ocak 1909´da Harbiye Mektebinde çikan bir karisiklik sonucunda altmis talebe atildi. 6 Subatta da Dervis Vahdetî tarafindan Ittihad-i Muhammedî Cemiyeti kuruldu. Dervis Vahdetî, Volkan gazetesindeki tahrik edici yazilarindan birinde, padisaha seslenerek; "Mesrutiyeti ilga ve meclisi kapatmak elinizdedir" diye yaziyor ve askerlerin ve ordunun büyük bir kisminin, kurdugu cemiyetin üyesi oldugunu iddia ediyordu. Bu sirada Harbiye nezareti yayinladigi bir genelgeyle ordunun siyasetle ugrasmasini yasakladi. Medrese talebelerinin imtihan edilmesiyle alakali bir kanun teklifiyse bunlarin nümayisine sebep oldu. Istanbul´da durum iyice bozulmustu. 7 Nisanda Serbestî gazetesi basyazari Hasan Fehmi, faili meçhul kisilerce öldürüldü. 13 Nisanda ise dördüncü avci taburuna bagli askerler gece yarisi saat 04.00´da isyan ederek subaylarini hapsettiler. Ayasofya´daki Meclis-i Mebusan önüne gelerek burada toplanmaya basladilar. Dervis Vahdetî ve arkadaslari da aralarindaydi. Tanin ve Sûra-i Ümmet gazetelerinin idarehaneleri tahrip edildi. Adliye Naziri Nazim Pasa, AhmedRiza zannedilerek, Lazikiye Mebusu Emir Arslan da Hüseyin Cahit zannedilerek öldürüldüler. Isyan mesrû gerekçelerden, kuvvetli önderlerle idarecilerden, güçlü destekten mahrum ve bastan tecrid edilmis bir sekilde basladi.Hareketin basinda az veya çok taninmis birisi yoktu. Isyanin en önde gelen simasi Hamdi Çavustu. Halk tamamen ayaklanmanin disinda kaldi. Yüksek seviyede din adamlari ayaklanmada yer almadiklari gibi, basinda çavuslarin bulundugu bu isyani tenkit ettiler. Ilim adamlarindan mütesekkil olan Cemiyet-iIlmiye ve siyasî tesekküllerin aralarinda birleserek meydana getirdikleri Hey´et-i müttefika-i Osmaniye teskilatlari mesrûtiyete sadakatlerini beyan ederek isyana karsi çiktilar. Abdülhamîd Han isyani Hüseyin Hilmi Pasanin gönderdigi bir telgraf sonucunda ögrendi. O zaman telefon olmadigi için meclisteki telgraf merkeziyle isyanin mahiyetini ve asilerin taleplerini ögrenmeye çalisti. Isyancilar Mebusan Meclisine gönderdikleri tezkirede Sadrazam Hüseyin Hilmi Pasanin görevden azlini ve Nazim Pasanin Harbiye naziri olmasini, alayli subaylardan daha önce tasfiye edilenlerin orduya geri alinmasini istiyordu. Padisah bunun üzerine Hüseyin Hilmi Pasayi sadrazamliktan aldi. Ancak yerine Tevfik Pasayi sadrazam, Müsir Ethem Pasayi Harbiye naziri yapti. Mabeyn baskatibi Cevad Beyi isyancilara göndererek isteklerinin kabûl edildigini, vazgeçerlerse affedileceklerini bir hatt-i hümayûnla bildirdi. Bunun üzerine isyancilar yatisarak dagildilar. Ertesi gün tahrikler sonucu tekrar toplandilar. Ancak bu sefer de Gazi Osman Pasa gönderildi. Pasanin nasîhat etmesinden sonra dagildilar. Isyan esnasinda daireler kapandi ve Ittihat ve Terakki Merkez-i Umûmî mensuplari Selanik´e kaçtilar. Hüseyin Cahid, Suriyeli meshur bir Hiristiyan aile olan Mutranlarin evine, oradan da Rus elçiligine sigindi. Dr. Nazim, Vefa da Münir Beyin nezdinde mahfuz kalip, oradan Selanik´e kaçti, Ahmed Riza, topçu subayi Süleyman Remzi Beyin delaletiyle Sehzadebasi´nda Ali Beyin evinde gizlendi. Bahaeddin Sakir ise Fransiz sefaret memuru Mösyö Roe´nin evinde saklanip, sonra Hareket ordusuna katildi. Ancak, isyanin Rumeli´deki yankisi çok büyük oldu. Ismail Canbolat; "Mesrutiyet mahvoldu" diye telgrafla Selanik´e isyani haber verdi. Hadiseyi kimin hazirladigi belli olmadigi içinAbdülhamîd Han, boy hedefi oldu. Ittihat ve Terakki merkez ve sûbelerinden saraya tehdit telgraflari yagmaya basladi. Bir günde 67 telgraf geldi. Üçüncü Ordu mensubu askerlerle gönüllü Bulgar, Sirp, Yunan, Arnavut ve Karadag çetecilerinden mütesekkil bir ordu kuruldu. Edirne´deki Ikinci Ordu ile de temasa geçilip, bunlarin katilmasi saglandi. Trenlerle Istanbul´a sevkedilen bu orduya "Hareket Ordusu" denildi. Ordunun basina önceHüseyin Hüsnü Pasa geçmisse de, komutanliga daha sonra Mahmûd Sevket Pasa getirildi. Orduya, Hadimköy´e geldiginde Sevket Turgut Pasa komutasindaki Trakya gönüllüleri de istirak etti. Askerlerin büyük bir kismi gerçek durumdan haberdar olmayip, padisahi kurtarmaya geldiklerini zannediyorlardi. Padisaha sadik bazi pasalar saraya gelerek Yildiz ve civarindaki birliklerin Hareket ordusu çapulcularina karsi kullanilmasi için izin istediler. Abdülhamîd Han, yalniz padisah degil, ayni zamanda halîfe oldugunu, otuz üç senedir asla kan dökmedigini belirttikten sonra; "Tüfekçilerin silahlari toplansin. Kimse silah atmasin, Müslümani Müslümana kirdirmam." diyerek bunu reddetti. Kuvveti olmasina ragmen büyük fitne çikmamasi için bunun kullanilmasina izin vermedi. Ittihatçilarin önde gelen simalarindan Tahsin Bey (Uzer) hatiralarinda; "Sultan basiretli davranip askerler arasinda kan dökülmesine meydan vermedi." demektedir. Emre ragmen bazi direnmeler oldu ise de, sehir Hareket ordusunca bir günde ele geçirildi ve sikiyönetim îlan edildi (25 Nisan 1909). Hareket Ordusu Istanbul´a gelince önce Yildiz Sarayi muhasara edildi. Muhasaradan önce Ingiliz, Rus ve Fransiz elçilerinin yaptigi yardim teklifi Abdülhamîd Han tarafindan reddedildi. Saray muhafizlarinin silahlari toplanip Hareket ordusuna teslim edildi. Saray ve civarini besleyen büyük mutfaklarin atesleri söndürüldügü için Sultan ve maiyeti aç birakildi. Kendilerine bir miktar tayin ekmegi gönderildi. 27 Nisanda Said Pasa baskanliginda toplanan mecliste Hareket ordusu lehine bir beyanname okunduktan sonra Abdülhamîd Hanin hal´ine, Mehmed Resad´in padisahligina karar verildi. Elmalili Hamdi (Yazir) tarafindan hal´ için hazirlanan müsveddeye îtiraz eden fetva emini Haci Nûreddin Efendi; "Hal´de seamet vardir, Sultan Azîz hal´ edildi, basimiza 93 Harbi faciasi geldi." diyerek imzalamak istemedi. Ancak Istanbul mebusu Âsim Efendinin "Hal´ edilmekten baska çare yoktur. Hal´edemezlerse öldürürler." deyince mecbûren imzaladi. Yeni seyhülislam Ziyaeddin Efendi tarafindan müsveddeye son sekli verilip, hal´ veya feragati meclise birakildi. Meclis hal´i kabul etti. Bundan sonra hazirlanan iki heyetten birisi Dolmabahçe Sarayina digeri de Yildiz´a gönderildi. Dolmabahçe´ye giden hey´ette Bolulu Habib, Toygarli Halid ve Kadiköylü Fehmi isminde Hareket ordusu veIttihat ve Terakki mensubu küçük rütbeli üç subay vardi. Resad Hana padisahligini teblig ettiler ve daha sonra tahta geçis merasimi icra edildi. Yildiz´a Sultan Abdülhamîd Hana hal´ini teblig için gönderilen hey´etin tesekkül tarzi ise Türk tarihinin en yüz kizartici hadiselerinden birisi oldu. Bütün Osmanli tebeasini temsil etmesi gerektigi iddiasi ile tesekkül olunan heyette tek bir Türk yoktu. Bunlar Emanuel Karasso, Esat Toptanî, Aram Efendi ve padisahin uzun seneler yaverligini yapmis olan katisik soydan Ârif Hikmet Pasa idiler. Padisah hal´ kararini teblige gelenlerin kimler oldugunu mabeyn baskatibi Cevad Beye sorup ögrenince; "Bir Türk padisahina, Islam halîfesine hal´ kararini bildirmek için bir Yahûdî, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden baskasini bulamadilar mi!" demekten kendini alamamistir. Kararin tebliginden sonra artik Çiragan Sarayinda oturmak istedigini söylemis ancak kabul edilmeyerek kirk sekiz saat içinde maiyyetiyle beraber Selanik´e gönderilmis, burada Alatini Kösküne hapsedilmistir. Abdülhamîd Hanin Yildiz´dan uzaklastirilmasindan sonra saraydaki mevcut elmas, inci gibi mücevherler, degeri milyarlari bulan tarihî kiymetler, sandiklar içinde Harbiye nezareti dis kapisi yanindaki iki binanin alt katlarina yerlestirildi. Ancak daha sonra mühürlü kapilar Ittihatçilar tarafindan açilarak bunlar yagma edildi ve bu tecavüz sebebiyle de hiç kimseye mesuliyet yüklenemedigi gibi suçlular da tespit edilemedi. Hadiseden sonra kurulan Dîvan-i Harp, isyancilardan 56 kisiyi îdama mahkûm etti. Dervis Vahdetî de bunlar arasindaydi. Cezalar 3 Mayis-25 Haziran arasinda infaz olundu. Prens Sabahaddin önce tevkif edilip, sonra serbest birakildi. O da hemen Avrupa´ya kaçti. Digerleri de sürgün ve hapisle cezalandirildilar. Isyanin mahiyetini ve tertipçilerini arastirmak için kurulan komisyon kisa bir müddet sonra dagitildi. Hareket Ordusu Istanbul önlerindeyken Abdülhamîd Han; "Madem beni istemiyorlar saltanati biraderime ferag ederim, devleti o idare etsin. Fakat bir meclis mi, yoksa Dîvan-i Âli mi ne kurulursa kurulup, benim hadiseyle alakamin olup olmadigi tespit edilmelidir." demisti. Ancak Said Pasa; "Suçsuz çikarsa halimiz nice olur?" diye resmî tahkîkatin açilmasina mani oldu. Hiçbir ciddî tarih kitabinda hadisenin padisah tarafindan çikarildigina dair bir bilgi, belge yoktur. Sultan Abdülhamîd Hanin muarizlarindan olan Ahmed Refik Bey (Altinay), 31 Martin muhaliflerce tertip edildigini, padisahin bir ilgisi olmadigini belirtmektedir. Talat Pasa ve Meclis-i Mebusan Baskani Ahmed Riza da padisahin suçsuz oldugunu beyan etmektedirler. Seyhülislam Cemaleddin Efendi Hatirat-i Siyasiye´sinde isyanin Ittihat ve Terakki tarafindan padisahi tahttan indirmek, aleyhlerinde hasil olan menfî düsünceleri temizlemek maksadiyla tertip edildigini yazmaktadir. Bazi tarihçiler de, "Isyani padisah tertip etseydi askerleri bassiz birakmazdi." demektedirler. 31 Mart Hadisesinden sonra Ittihat ve Terakki diktatörlügüne giden yol açilmis olup, mesrutiyet örfîlesmistir. Bundan sonra yüksek rütbeli subaylar da Ittihat ve Terakkiye katilmislardir. Osmanli Devletinde her yönüyle bir anarsi ve yikim devri baslamis, daglardan inerek mesrûtiyeti selamlayan Balkan komitacilari tekrar daglara çikmislar ve bir daha da inisleri olmamistir. Otuzbir Mart Vak´asini tertip edenler ve Sultan Ikinci Abdülhamîd´i tahttan indirenler sonunda, devleti Birinci Dünya Harbine sokup memleketi düsman çizmelerinin altinda birakarak kaçtilar. Is bununla da kalmadi, bunlar isbirligi yaptiklari kimseler tarafindan öldürüldüler. Bu olaylarin hepsi, Otuzbir Mart Vak´asi ile baslamis ve on sene içinde devlet ve millet yok olma noktasina gelmistir. Otuzbir Mart Vak´asinin gizli tertipçilerinden olan Selim Sirri Tarcan ile Riza Tevfik Beyin asagidaki îtiraflari bu olay hakkinda Türk tarihine isik tutmaktadir: "1908 Ihtilalinden evvel, bizleri basta Ingiliz sefiri olmak üzere Fransiz, Italyan sefirleri de çok tesvik ettiler. Onlardan büyük mikyasta fikir muaveneti (yardim) ve tesvik gördük... Hey - Riza! Meger kimlere hizmet etmis? Nihayet hürriyeti de -kimlere- îlan ettik! Selim Sirri ile beraber ben de Istanbul sokaklarinda üzerine çikip "Yasasin hürriyet" nutuklari atacak nice basamak taslari aradik. Bir gün Talat´a (Talat Pasa) dedim ki: "Biz bu ihtilal için ecnebi sefirlerden hayli tesvik gördük. Iste hürriyeti îlan ettik. Gidelim bu süferayi (elçileri) ziyaret edelim, tesekkür edelim." Evvela Ingiliz sefaretine gittik. Galatasaray´daki o muhtesem binayi tam bir ölü sessizligi içinde bulduk. Ben emindim ki sefir de dahil olmak üzere bütün sefaret erkani içerdeydi. Fakat bizi karsilayan sefaret kavasi, kimi sorduksa "Yok!" dedi. Çok soguk bir adem-i kabul (kabul etmemek) idi bu. Bir mana veremeden dönmüstük. Cünye´de idim. Emir Abdullah´tan bir davet mektubu aldim. O yil farîze-i haci îfa için (hac farîzesi) gidecekleri Hicaz´a beni de davet ediyordu. Kabul ettim. Emir hazretleri, atlas kese içinde altin olarak maddî cihetten de beni çok taltif etti. (Riza Tevfik sürgündedir.) Oglum Said, Ingiltere´de oturuyordu. Onu ziyarete Londra´ya gitmistim. Said´e Iskoç asilzadelerinden Lord Nikilsin (1909´da, Ingiltere´nin Türkiye büyükelçisi) cenaplari hayli yardim etmisti. Hem bu alakalarina tesekkür etmek, hem de eski dostlugu bir daha ihya eylemek üzere ziyarete gittim.Sohbet sirasinda Istanbul sefaretinin (Istanbul´daki Ingiliz elçiliginin 1909´daki) bize gösterdigi o soguk adem-i kabul hatirima geldi. Lord cenaplarindan sebebini sordum: -Dostum Riza Tevfik Bey... Biz Jön Türkleri tesvik ettik. Onlardan büyük bir netice bekliyorduk. Ihtilal olacak; istibdatla beraber sultan da bu bahusus temsil ettigi hilafet müessesesi de alasagi edilecek. Fakat aldanmis olduk. Bekledigimiz netiyceyi alamadik. Zîra ihtilal yaptiniz, gerçi Kanûn-i Esasî geldi, fakat Sultan da hele hilafet müessesesi de yerinde baki... Lord cenaplarina tekrar sordum: -Ingiltere devlet-i fahîmesini hilafet müessesesi bu derece siddetle neden alakadar ediyor? -Ha... Dostum Riza Tevfik Bey... Biz Misir´da bilhassa Hindistan´da Islam kitlelerini idaremiz altina alabilmek için milyonlarca altin harcadik, muvaffak olamadik. Halbuki Sultan? Yilda bir defa bir "selam-i sahane", bir de "Hafiz Osman Kur´an-i kerîmi" gönderiyor, bütün Islam ümmetini, hudutsuz bir hürmet duygusu içinde, emrinde tutuyor. Iste biz ihtilalden ve siz Jön Türklerden ihtilal sonunda, sultanlarin da, hilafetin de, yani bir selam-i sahane ve bir Hafiz Osman Kur´an´iyla kitleleri avucunda tutan kuvvetin de devrilmesini bekledik, aldandik. Iste bu sebeple bir soguk adem-i kabul gördünüz..."
Yazar & Kaynak
:
Eklenme Tarihi
: 28-02-2009

Makaleye Ait Resimler



Makaleye Ait Videolar


Reklam


Faydalibilgiler Yönetim

 


 

Faydalıbilgiler yeni tasarım ve kodlama yapısıyla yeniden s
Devamı