|
|
Tarih
Tarih, toplumları, milletleri, kuruluşları etkileyen hareketlerden doğan, olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bu olaylar arasındaki ilişkileri, daha önceki ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkilenmeleri, her milletin kurduğu medeniyetleri, kendi iç sorunlarını inceleyen bilim.Tarih tekrarlanamadığı için deney ve gözlem yöntemi kullanılamaz.
|
|
Kültürel alanda, halk kültürü ve gündelik hayat düzeyinde Osmanlı mirasının, yukarıda bahsedilen sahalara nispeten, değişmeye daha dirençli olduğu söylenebilir. Halkın inanışları, alışkanlıkları, davranışları ve değerler sisteminin toplamı olan "zihniyet" ise, değişmeye en fazla direnç gösteren, ve değişmenin, ancak asırlar alan bir sürede gerçekleştiği sahadır. Müzik, mutfak, halkın kullandığı eşyalar, eğlence, kahvehane v.s. gibi gündelik hayatla ilgili konularda ve, başka etnik gruplarla birlikte yaşama, farklı kültürlere gösterilen tolerans ve din gibi, alışkanlık ve zihniyetle ilgili alanlarda, sürekliliğin izlerini tespit etmek mümkündür. Yine de, halkın günlük hayatı, "devletin müdahale edebileceği" sahalar arasına dahil olmuştur. Burada yapılacak değişmelerin, uzun vadede, halkın zihniyetinde değişme meydana getireceğine inanılarak, kıyafetten takvim ve saate, alfabeden eğitime kadar, günlük hayatın çeşitli sahalarında düzenlemeler yapılmıştır. Böylece, Batı tarzı bir hayat sürme yoluyla, Batı zihniyetine erişmenin mümkün olacağı düşünülmüştür.Aşağıda, dil ve alfabe, ve eğitim başta olmak üzere, kültürel hayatın çeşitli sahalarında, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde, Batı modelinden yapılan alımlar incelenerek, bunlardaki değişme ve süreklilik çizgileri tespit edilmeye çalışılacaktır.
Dil ve alfabe konusunda, daha 19. yüzyılın ilk yarısında, aydınlar ciddi tartışmalara girmişlerdi. Tanzimat´la birlikte, Batı tarzında eğitim veren okulların açılmasıyla, Türkçe´nin ilim dili olarak kullanılması, Arapça ve Farsça kelimelerden arındırılması konusu gündeme geldi. 1876´da Kanun-i Esasi´ye, "Osmanlı Devleti´nin resmi dilinin Türkçe olduğu, ve devlet hizmetine girecekler için bu dilin bilinmesi gerektiği"ne dair bir hüküm konuldu. Fakat bu, dil ve alfabe konusundaki tartışmaların sonu değil, resmi düzeyde başlangıcı oldu. Dil konusu biraz irdelendiğinde, asıl sorunun, Türkçe´ye uygun olmayan Arap Alfabesi’ni kullanmaktan kaynaklandığı, dolayısıyla, alfabenin değiştirilmesi gerektiği kanaati uyandı. Bu sırada, Latin Alfabesi’nin alınması konusu gündeme geldi.Türkçe’nin ilim dili olması yolunda harcanan çabalar kısmen başarılı olmasına rağmen, aynı başarı alfabe konusunda sağlanamadı. Alfabe değişikliğini yapmakta Cumhuriyet´e kaldı. 1 Kasım 1928´de kabul edilen bir kanunla Latin Alfabesi kabul edildi. Ardından Türkçe´nin sadeleştirilmesi için faaliyetlere girişildi: Atatürk´ün geliştirdiği Güneş-Dil Teorisi ve Türk Dil Kurumu´nun kurulması (1932) bu faaliyetler arasındadır. Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, Cumhuriyet döneminde, milli bir dil yaratma endişesinin hakim olduğu görülmektedir. Cumhuriyet´in, Osmanlı geçmişi ile olan organik bağlarından birini, belki de en önemlisini, kopartması anlamına gelen bu girişim, ele alınan konu açısından radikal bir değişme olarak değerlendirilebilir.
|